Yeme Bozuklukları; anoreksiya nervoza , bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğunun içinde olduğu bir tanı grubudur.

Her ne kadar bedensel belirtiler ön planda gibi gözükse de bu hastalıklar ruhsal kaynaklıdır.

 

Anoreksia Nervoza:

 

Anoreksiya nervozadaki temel belirtiler; zayıf bir bedene sahip olma arzusu, kilo almaktan aşırı korkma, beden imgesinde bozukluk ve adet kesilmesidir. Hasta kilo kaybetme amacıyla özel davranış biçimleri geliştirir; tüm yiyecek alımını ileri derecede azaltarak kilo kaybeder, kimisi yoğun egzersiz yapar. Hastalar ne kadar az yerlerse yesinler, onun kalori deeğerinden ve kilo yapıcı özelliğinden şiddetli bir biçimde korktuklarından, aldıkları besinlerin kilo yapıcı etkisini azaltmak için laksatif (ishal yapıcı) , diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara da baş vurabilirler. Sonuçta hasta, sağlığını tehdit edecek ölçüde zayıflar.

 

Bayanlarda erkeklere nazaran daha sık görülmekle birlikte, başlangıç dönemi ergenlik ve beden imgesinin şekillenmeye başladığı dönemler olmaktadır. Anoreksiya nervoza için en riskli yaşlar 14-15 yaşlarıdır. Genelde ergenlik dönemindeb aşladığı bildirilir ancak çok ender de olsa 9 yaşında ve menopoz sonrası kadınlarda başladığı bildiren çalişmalar vardır. Anoreksiya nervozanın başlangıç yaşı göz önüne alınırsa hastalığı ergenlik değişimleri ve bu değişimlere uyum sağlamaktaki yetersizlikle açıklamak uygun gelebilir. Yine bu hastalıkların belirgin bir şekilde kadınlarda daha çok görülmesi hastalığın gelişiminde kadınlık psikolojisinin önemini vurgulamaktadır.

 

Tetikleyici olarak, arkadaş zorbalığı, karşı cinse ya da hemcinsine kendini beğendirme çabası, aile içi çatışmalar ve medya en sık karşımıza çıkanlardandır. Hasta ilk etapta kendine bir hedef kilo belirler, daha sonra o kiloya geldiğinde mutlu hissetmediğini farkeder ve daha düşük yeni hedef belirlemesiyle bu, kişiyi içine alan bir kilo verme bataklığına dönüşmeye başlar. Kişi ayna karşısında sürekli kendini kilolu görür, 30 kilolarda olsa dahi, kalori alımını kontrol etmeye çalışır

 

Analitik bakışa göre, kadınlarda yaşanan anoreksia nervoza, en genel anlamda kadınlığın reddi olarak değerlendirilmektedir. Dümdüz bir karın, gebeliğe; amonere dediğimiz regli kanamalarının bitmesi de, üretkenliğin bitişine işaret eder.

 

Bedensel olarak tüylenmenin artışı, dişlerde ciddi çürümeler ve dökülmeler, cilt dokusunda sertleşme, tırnaklarda kırılma ve dökülme, kemik erimesi, regl olmama, kardiolojik problemler, kabızlık, güçsüzlük ve uyku eğilimi neredeyse tüm hastalarda gözlemlenmektedir.

 

Özetle belirtiler; ·

 

 - Kalp ve damar sistemi: Tansiyon düşüklüğü, nabız sayısının azalması, kalp ritm bozuklukları, kalp kasının erimesi, elektrolit bozuklukları nedeniyle ani kalp durmaları en önde gelenlerindendir.

 

 - Sindirim sistemi: Kusmalara bağlı yemek borusu hasarları, hatta yırtılmaları, şişkinlik, kabızlık, müshil kullanımına bağlı barsak bozuklukları

 

 - Hormonal değişiklikler: Adet düzensizlikleri ve adetlerin kesilmesi

 

 - Kemikler : Kemik erimesi (osteoporoz), kemiklerde çabuk kırılmalar

 

 - Dişler : Diş minelerinde erime, çürükler

 

 - Kansızlık ve vücudun savunma hücrelerinin azalması

 

 

Anoreksia Nervoza Hastasını Nasıl Tanırız?

 

 - Hastalar karbonhidrat ve yağ içeren gıdalar başta olmak üzere gıda alımını tamamen azaltır. Yemek içeriklerini bir tıp uzmanı kadar detaylı öğrenir, kalori içeren yiyeceklerden düşman gibi kaçarlar.

 - Aşırı hareketli olabilir veya egzersiz yaparlar.

 - Çoğunluğu gıda ile zihinsel düzeyde uğraşır, yemek tarifleri toplar, aileleri için özel yemekler yapar ancak bunlardan yemezler.

 - Karbonhidratlı yiyecekleri saklar, cepte, çantada taşıyabilir.

 - Kilo almadığına inanmak için aynaya uzun uzun bakar. Bazıları kendini tamamen şişman algılarken bazıları zayıf olduğunu, ancak karın, baldır, kalça gibi bazı bölgelerin şişman olduğunu kabul eder.

 - Zayıflıklarının tehlikeli boyuta geldiğinin farkına varmaz. Hala vermeleri gereken bir kaç kilo daha vardır.

 - Kendilerinin etkisiz olduğunu hisseder, kilo kaybetme etkileyici bir başarı demektir ve öz saygıları ile kontrol duygusunu güçlendirir.  Her şeyimi kontrol altına alabilir, ve izin-yasak sistemi kurabilirler, ama bedenim benim kontrolümde!

 - Kendilik değerleri zayıflıklarına bağlıdır. Tedavi talebi azdır.

 - Sıklıkla cinsel uyum kötüdür. Çoğu anorektik ergenin psikososyal cinsel gelişimi gecikmiştir ve erişkinlerde hastalığın başlaması ile cinselliğe ilgi çok azalmıştır.

 

Ayırıcı Tanı:

 

Kilo kaybına yol açan başka bir tıbbi hastalığın olmadığına emin olunmalıdır. Kilo kaybı depresif bozukluklarda sık görülür. Depresyonda iştah azalır ancak anoreksiya nervozada hasta iştahın varlığını bastırır. Anoreksiya nervozanın ileri safhalarında iştah azalır, daha doğrusu beden açlık durumuunu öğrenmiş buna uyum sağlamaya başlamıştır. Anoreksiya nervozadaki aşırı hareketlilik, planlı ve tekrarlayıcı özelliği ile depresyondaki ajitasyondan ayrılır. Gıdaların kalori içeriği ile aşırı ilgilenme, yemek tarifi toplama, başkaları için yemek hazırlama, şişmanlama korkusu, beden imajı bozukluğu depresif hastada gözükmez. Depresyondaki kişi genelde herhangi bir konu için motivasyon sergileyememektedir.

Kilo oynamaları, kusma, özel yemek yeme şekilleri somatizasyon bozukluğunda görülebilir.Ancak burda kilo kaybı anoreksiya nervoza kadar ciddi değildir ve şişmanlama korkusu yoktur. 3 ay veya daha uzun süreli adet kesilmesi olağan değildir. Şizofrenide gıda ile ilgili

hezeyanlar, kalori içeriği ile seyrek ilişkilidir. Şişmanlama korkusu ve aşırı hareketlilik görülmez.

 

Kilo kaybı yapan kronik tıbbi hastalıklar; Hipertiroidi, Addison hastalığı ve diabettir.

 

TEDAVİ:

 

Anoreksia nervoza, ciddi bir iş birliği esasına dayanan tedavi sürecinden oluşmaktadır. Ne yalnızca ilaç, ne de yalnızca psikoterapi yeterli görülemmektedir. Tedavi psikiyatri uzmanının öncülüğünde, hastanın durumuna göre dahiliye, kadın doğum , kardioloji, endokrinolojigibi diğer tıbbi dallar ile işbirliğine geçilerek yapılmalıdır. Tek bir tedavi yaklaşımından çok bir çok yaklaşımın bir araya gelişi ile hastaya yardımcı olmak uygun olur. Psikoterapi vazgeçilmezdir, aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye doğru katılımı önemlidir. Tedavideki ilk hedef genellikle tedavi talebi az olan hastanın, tedaviye iş birliği yapmasını sağlamaktır. Hastane yatışı, kişinin görece durumuna göre, uzmanlar tarafından değerlendirilip uygulanır. Özellikle ağır vakalarda hastane yatışı zorunludur. Hastaneye yatmayı gerektiren durumlar şunlardır:

 

 - Çok fazla ve hızlı kilo kaybı

 

 - Durdurulamayan kusmalar,

 

 - Yukarıda sayılan çeşitli tıbbi sorunların varlığı,

 

 - Daha önceki ayaktan tedavilerde iyileşme sağlanamamış olması,

 

 - Yeme bozukluğu dışında diğer psikiyatrik ha stalıkların varlığı

 

Ciddi kilo kaybı eşliğinde gelmiş hastanın öncelikle vücudunda oluşan büyük hasarı onarmak adına serum tedavisi ve fizyolojik destek ilk yapılması gerekendir. Çünkü anoreksia nervoza, ne yazık ki ölümle sonuçlanabilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Eş zamanlı olarak, Psikiyatrik destek ve psikolojik müdehale ile, kişinin hatalı bilişleri tespit edilip, yeniden yapılandırmaya gidilir. Eğer ilk hedef kişinin kilo alması olursa, bu hastada direnç oluşturacak ve tedavi sürecine uyumsuz davranacaktır. İlk hedef sağlığına kavuşması, daha sonra alınan ortak kararla bir hedef kilo belirlemek ve bunu bir perioda yaymaktır.

 

Hastane ortamında kilo aldırmak çok kolaydır, ilaç ve serum desteğiyle yaklaşık bir ayda kilo alımı sağlanır, ancak ya hastane sonrası? Tahmin edebileceğiniz gibi bu bir tedavi yöntemi değildir ve olamaz, nüks riski çok yüksektir.

 

Yatarak tedavinin sonlandırılmasına ilişkin kesin bir süre verilemez. Ancak doğru beslenme ilkelerinin uygulandığı, hastanın sağlıklı kilosuna yaklaştığı, tıbbi sorunların düzeldiği, kusmaların ve müshil kullanımının kontrol edilebildiği noktada ayaktan tedaviye

geçilebilir.

 

Yatarak tedavi genel tedavilerin sadece bir kısmını oluşturur. Asıl büyük bölüm ayaktan tedaviler sırasında gerçekleştirilir. Hastaneden çıktıktan sonra hastaların uzun süre takip edilmesi gerekir. Bu takip süresince bireysel ve  aile tedavileri uygulanır. Ailenin katılımı son derece önemli olup, iyileşmenin seyrini hızlandırdığı görülmektedir.