Terör ve Ruh Sağlığı – Sağlıksızlığı

 

 

Terör; insanları dehşete düşürerek korkutmayı, bireysel olarak güvensiz hissetmelerini, etraftaki olaylara karşı daha uyanık aynı zamanda daha şüpheci olmalarını sağlar. Terör aynı zamanda insanların rutin yaşam koşullarını da ellerinden alır. Günümüzde yaşadıklarımız doğrultusunda, aramızda bir kişi yoktur ki yolunu değiştirmemiş, bir yere gitmeden iki kez düşünmemiş olsun. Bu ‘aşırı hassasiyet’ durumunun ta kendisi zaten terörün en büyük hedeflerinden birini oluşturuyor.

 

 

Terörle karşılaşan insanların yaşadığı duygularını; korku, çaresizlik, güvensizlik, kaygı, öfke ve umutsuzluk olarak sayabiliriz. Peki tüm bu duyguların bireyin sağlıklı yaşamı için ne kadar önemli ve ne kadar vazgeçilmez olduğunun farkında mıyız?

 

 

Doğduğumuz andan beri en önemli kavramlarımız sağlıklı bağlanma ve güven duygusu olarak geçiyor tüm psikoloji tarihinde. İlk etapta anneye, sonra aileye ve sosyal çevreye. Terörün hakim olduğu toplumlarda bu en önemli temel ihtiyaçlarımızda alarm çalmaya başlıyor. Her yaş kesiminden, kişilik yapısından, farklı ortamından kişiler de bu alarmı farklı şekilde yaşıyor.  

 

 

Tüm bu duygu yoğunluğu karşısında insanlarda farklı davranışlar ortaya çıkabiliyor;

 

 

  • Aşırı duyarlı bireyler: Bu kişiler sürekli sosyal medyada araştırma yapıp, kendisini bu sürece hapis ederler. Yaşananlarla ilgili bireysel sorumluluklar edinip, bu yolda çabalamak isterler, çünkü yaptıkları tüm bu davranışlar onları daha kontrollü ve işe yarar hissettirir; bu da beraberinde kaygılarının dinmesine yardımcı olur.

  • Şov devam ediyorcular: Bu kişiler ‘terörle yaşamayacağım!’ kararıyla, hayatlarına devam ederler. Sosyal hayatlarında, gündelik rutinlerinde genelde bir değişiklik yapmaz, olabildiğince kendilerini haberlerden uzaklaştırmaya çalışırlar.

  • Umursamayanlar: ‘Zaten her ülkede oluyor; burada da olur geçer, hem bize bir şey olmaz.’ diye düşünürler. Genelde bencil kişilerde görülür. Dünya onların etrafında dönüyor gibidir. Onlar iyiyse her şey iyi, kötülerse de dünya batmış olur.

 

 

Yukarıdaki yazdığım basamaklar ne iyi ne de kötü olarak değerlendirilemez. Tüm bunlar bireysel tercihler ve eğilimler olarak değerlendirilebilir en fazla. Peki bu senaryoya baktığımızda en çok yıprananların ilk basamağı oluşturduğunu görmek çok da zor olmuyor. Bu kişiler bu süreçleri nasıl atlatırlar?  Sürekli maruz kalınan görsel bombardımanlar, mesaj kirliliğiyle gelen dezenformasyonlar, ve fazla araştırmanın getirdiği fazla bilginin sağlıklı işlemlenememesi bu kişilere ciddi anlamda zarar vermekte.

 

 

Bir sürü yazı okudum; çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız diye. Peki biz yetişkinler olarak kendimize anlatabiliyor muyuz? Kendimizi sakinleştirebiliyor muyuz? Belki de ilk odaklanmamız gereken şeylerden biri de budur.

 

Bu tarz travmatik durumlarla baş edebilmek için öncelikle bireyin kendisini çok iyi tanıyor olması gerekir. Ortaya ciddi psikiyatrik sıkıntılar çıkmaya başladıysa eğer (uyku problemler, beslenme sıkıntıları, depresif ya da anksiyöz bulgular vs), muhakkak ertelenmeden ve en önemlisi genellenmeden bununla ilgili tedavi sürecine girilmesi gerekir. Öte yandan illa ki kötü mü olmak gerekiyor destek almak için? Tabii ki hayır. Düşünce ve duygularımız bunun gibi travmatik durumlarda kontrolümüzden çıkmaya başlar. Herkes birbirinden farklı olduğu için de sizlere madde madde şöyle yapın, şunu dinleyin, yiyin edin diyemeyeceğim. Destek alın, gereksiz görmeyin, çekinmeyin, ve sıkıntılarınızı azımsamayın.

 

 

Tüm ebeveynler soruyor çocuklarımıza ne yapalım diye; uçaklardaki duyuru her zaman çok anlamlı gelmiştir bana: ‘Oksijen borusu inerse, önce kendinize sonra çocuğunuza takınız.’ diye. Bunun temelinde yatan şey şu, sen iyi olmazsan çocuğuna da iyi gelemezsin. Şimdi çocuklarınıza neler yapabilirsiniz şeklinde bir kaç öneride bulunacağım aşağılarda ama beden diliniz, ses tonunuz tüm bu söylediklerinizle tutarsız olursa; yani siz iyi olmazsanız, çocuklarınız bunu zaten fark edecek, bir de üzerine size olan güvenleri sarsılacak, artı olarak da tatmin olmadığı cevaplara başka kaynaklardan ulaşmaya çalışacaklar.

 

 

O nedenle önce kendinizi iyi etmeye çalışın sonra da;

 

 

  • Çocuğunuza sadece sorduğu kadar bilgi verin. Üzülmesin korkmasın diye verdiğiniz gerçekdışı yanıtlar onun kafasını daha çok karıştıracak ve onu iyice korkutacaktır. Unutmayın, yaşları kaç olursa olsun çocuklarınız yalnızca söylediklerinizi değil, söylemediklerinizi de çok iyi anlıyorlar.

  • Günlük rutininizi (tehlike arz etmeyecek şekilde) değiştirmemeye çalışın. Hayattaki stabilite çocukların sakinleşmesine yardımcı olacaktır.

  • Olabildiğince televizyon ve sosyal medyada dönen videolardan uzak tutmaya çalışın, eğer şahit olursa da tekrar izlemesini engelleyin.

  • Korktuğunu dile getirirse sakın azımsamayın. Bu konuyla konuşmak isterse onu dinleyin, rahatlamasına izin verin. Bedensel temas bu gibi durumlarda çocukların sakinleşmesine çok iyi gelir.

  • Sessiz kalmayı tercih eden çocuklar olabilir, konuşmaya teşvik edin. Siz de onlara karşı açık olun, duygularınızı paylaşın. Paylaşmasanız da zaten anlıyorlar; eğer paylaşırsanız onlar da anlatmaya eğilimli olacaktır.

  • Kaygının yüksek olduğu durumlarda çocuklar aynı soruları tekrar tekrar sorabilir. Terslemeyin, bir iki kez şekilde yanıt verdikten sonra, sorduğu soruyu kendisinin yanıtlamasını isteyin. Kendi sesini duymak onu rahatlatacaktır.

  • Güvenliğiniz için yapacaklarınızı anlatın. Kendini iyi hissetmesini sağlayacaktır. Yaşadığı duyguların normal olduğunu ve sizin de yaşadığınızı ek olarak da önlem alarak bu duyguları yatıştırdığınızı paylaşın.

 

 

Ve aslında en önemlisi yukarıda saydıklarımı kendiniz için de yapın. Eğer çocuğunuzda hala sıkıntılar devam ediyorsa ertelemeden bir psikoloğa baş vurmanızda fayda olacaktır.

 

 

Barış dolu günlere...

 

 

 

 

Istanbul Psikiyatri Enstitüsü 
Fulya Merkezi İletişim

Fulya, Hakkı Yeten Caddesi No 13 Fulya Terrace Residence C2 Blok Kat 16 Daire 104 / Şişli - ISTANBUL

Tel: 444 80 81

Tel: 0532 764 87 94