Dikkat Eksikliği

 

 

Dikkat eksikliği bu kadar sık karşılaşılan bir bozukluk olmasına karşın, nedenlerine ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bozukluğa yönelik araştırmalar daha çok genetik, beyin görüntüleme, nörokimyasal değişiklikler ve psikososyal nedenleri belirlemeye yönelik olarak sürdürülmektedir.

DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) genetik ve çevresel etmenlerle belirlenen, dolayısıyla da biyolojik temele dayanan bir işlevsel bozukluktur.

 

1-Dikkatin nörofizyolojisi:

Beynin yönetim ağlarının yeteri düzeyde çalışmaması, DEB sendromunun tipik bir özelliğidir. Bozulan mekanizma, yönetsel işlevler, öğrenilecek beceriler veya icra edilecek irade gücü değil, beyindeki karmaşık sinir ağlarının doğal eylemleridir.

 

2-Dikkatin nörobiyolojisi:

Dikkat eksikliği bozukluğu, esas olarak beynin yönetim sistemindeki kimyasal bir sorundur. Dikkat eksikliğine beyindeki kimyasal faaliyetin yetersiz olması neden olmaktadır. Bu faaliyet azlığı beynin dikkat ve konsantrasyonu kontrol eden bölgeleridir.

 

3-Genetik Etkenler:

DEHB olan çocukların birinci dereceden kan bağı olan akrabalarında  bozukluğun sık olduğu bulunmuştur. Anne babalarda DEHB olma riskinin 2 ila 8 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Tek yumurta ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine göre daha fazla eş hastalanma olması genetik kanıtlar olarak ileri sürülmüştür. İkiz çalışmaları incelendiğinde genetik geçiş oranı, .80 olarak tahmin edilmektedir. Bu veriler genetik geçişin önemli olduğunu belirtmektedir ancak genetik geçişin 1.0’dan düşük olması genler dışındaki etkilerin de (çevresel etkenler) DEHB etiyolojisinde önemli olduğunu göstermektedir.

 

4-Psikolojik Kuramlar:

Bruno Bettleheim’ın (1973) geliştirdiği bir yatkınlık stres kuramına göre, bozukluğa olan yatkınlık anne babanın otoriter yetiştirmesi ile de birlikte olduğu zaman hiperaktivite gelişir. Eğer çocuğun aşırı hareketlilik ve karamsarlığı anne tarafından baskılanırsa, kolaylıkla sabırsız ve küskün olur; söz dinleme konusunda annenin beklentileri ile baş edemez. Anne giderek daha olumsuz ve reddedici olduğunda anne-çocuk ilişkisi düşmanlık temelinde son bulur. Baş kaldırıcı ve yıkıcı örüntü oluştuğunda çocuk okulun beklentilerini karşılayamaz, davranışları sıklıkla sınıf kurallarıyla çatışır. Öğrenme de hiperaktivitede rol oynar. Hiperaktivite, uyardığı dikkatle pekiştirilir, böylece sıklığı ve yoğunluğu artar.

Diğer çalışmalarda da erken yaşta kayıplar ya da ayrılıklar yaşayan çocukların DEHB belirtileri gösterdikleri görülmüştür. Ancak DEHB etiyolojisinde psikososyal etkenlerin birincil rolü olduğu düşünülmemektedir. DEHB olan çocuklarda çok farklı anne baba- çocuk ilişkisi örüntüleri ve ailelerde işlev bozuklukları görülebilmektedir. DEHB olan ergenlerin ailelerinin, normal ergenlerin ailelerine göre olumsuzlukları daha çok dile getirdikleri saptanmıştır.

 

5-Çevresel Etkenler:

Çevresel etkenlerden; pre ve perinatal sorunlar, toksinler (kurşun ve çeşitli besin katkı maddeleri), şeker zehirlenmesi ve DEHB olan çocuklarda artmış vitamin ve besin gereksinimi gibi bilimsel verilerle doğruluğu desteklenmemiş etkenleri de içermektedir.

 

6-Kalıtsal – Etkileşim Modeli:

DEHB belirtileri genellikle stres altında, kişinin alışık olmadığı durumlarda, yapılandırılmamış ortamlarda ve yapılması gereken işlerin karmaşık olduğu durumlarda şiddetlenir. Çocuğuna destekleyici ve tutarlı bir ortam sağlayabilen bir erişkin, çocuğunun bazı belirtileriyle başa çıkmasına yardımcı olabilir. Ancak genetik yatkınlığı olan çocuğun anne ve babası da olasılıkla çocuğuna böyle tutarlı ve yapılandırılmış bir ortam sağlayacak durumda olmayacaktır. Anne baba iyi niyetli olmasına karşın, evde karmaşık bir ortam olabilir. Destekleyici ve yapılandırılmış bir ortama gereksinimi olan çocuklarda evdeki karmaşık ortam, var olan DEHB belirtilerini şiddetlendirebilir ya da komorbid durumların gelişmesine yol açabilir.

 

Çevresel isteklerin karmaşıklığı da DEHB’yi tetikleyebilir. Çevrenin bireyden beklentileri arttıkça belirtileri gösteren ve tanı ölçeklerini karşılayan kişi sayısı artabilir. Bunun nedeni biyolojinin değişmesi değil, kişinin biyolojik dikkat kapasitesinin modern toplumda gün geçtikçe daha çok zorlanmasıdır. Bunun sonucu olarak önümüzdeki yıllarda daha çok çocuğa DEHB tanısı konması olası gibi gözükmektedir. Bununla beraber, günümüzün karmaşık ortamının aşırı uyarıcı olması olasılığı da vardır; video ve bilgisayar oyunları, televizyon, okul sonrası etkinlikler ve değişen bakıcılar gibi etkenler çocukların dikkat sistemlerinde düşük uyarıma neden oluyor olabilir. Pek çok yeni ve karmaşık uyarana alışmış bu çocukların dikkat sistemlerinin, dersler ve okulla ilgili daha düşük düzeydeki uyaranlara yanıt vermekte yetersiz kalma olasılığı vardır.

 

Dikkat Eksikliğinde İlaçların Etkinliği:

DEB tedavisinde kullanılan ilaçlar, nöronlar arasındaki sinaptik boşluklarda dopamin veya norepinefrin salgılanmasına yardımcı olur ve ileti aktarılana kadar bu kimyasalların orda kalmasını sağlar. Uyarıcıların yol açtığı olumlu gelişmeler, etkin bir doz verilmesinin ardından genellikle otuz ila altmış dakika sonra görülebilir. İlacın etkisi geçtiği zaman, DEB belirtileri genellikle eski düzeylerinde ortaya çıkar. Dolayısıyla, uyarıcılar DEB belirtilerini tedavi etmezler; onları sadece ilacın her dozunun etkin olduğu süre içerisinde hafifletirler. Daha çok ağrı kesiciyle benzer özellikler gösterirler.

 

İlacın yaptıkları:

 

Hareketliliği azaltır:

    - Daha uzun süre sandalyede oturabilir

    - Daha az kaza geçirir

Dikkat süresini arttırır:

    - Ödevlerini daha doğru yapar

    - Başkalarını daha uzun dinleyebilir

    - Konsantrasyonu uzar

Dürtülerini kontrol etmede yardımcı olur:

    - Kurallara daha çok uyar

    - Harekete geçmeden düşünür

Baş kaldırmayı azaltır:

    - Söz dinlemesi artar

    - Saldırganlıktan vazgeçer

 

İlaçların yapamadıkları:

 

Doğru davranışı sağlayamaz:

    - Davranışı değiştiremez

    - Düşünmeyi öğretemez

Şimdiye akdar kazanamadıkları becerileri kazandıramaz:

    - Sosyal beceri öğretemez

    - Neye dikkat etmesi gerektiğini öğretemez

    - Başaramadığı derslerde yardımcı olamaz

Duyguları ile başa çıkmayı öğretemez:

    - Öfkesini yenmesine yardımcı olamaz

    - Düş kırıklığını gideremez

    - Çocuğu mutlu kılamaz

Güdüyü arttıramaz:

    - Yeni beceriler kazandırmaya heveslendiremez

    - Başarılı olmasını sağlayamaz.

 

Tam da buradan çıkacak sonuç; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun sebebi bu kadar çok yönlü iken, ve ilaçlar istenen hedefleri tam karşılamıyorken, bütüncül bir tedavi yönteminin etkinliği üzerinde durmamız gerektiğidir. İlaca ek olarak pskioterapi teknikleri; yönlendirilmiş oyun terapileri, psikodrama teknikleri, özelleştirilmiş dikkat çalışmaları, dürtü kontrol çalışmaları, gerekiyorsa aile terapileri, DEHB bozukluğu için son derece etkin sonuçlar doğurmaktadır.